TÜRK KÖKENLİ HOLLYWOOD YILDIZI TURHAN BEY İLE BİR SÖYLEŞİ-4

Konuk Yazar

sgmyazilim-para

“Nasıl olur? Orson Welles gibi büyük bir sanatçı para batağına nasıl saplanır?”

“Çok kolay! Hollywood para yiyen bir canavardır. İnsan çok değil üç hafta içinde milyonları eritebilir. Bir arkadaş topluluğu ile dışarı çıkmak; bir eğlence yerine gitmek milyonlara oturur. Benim için de sözkonusu oldu bu durum. Benden beklendiği gibi yaşasaydım, bir dolarım kalmazdı. Ünlü olduğum yıllarda arkadaşlarım ‘Turhan sen bir yıldızsın, baş rol oyuncususun, sana yakışacak biçimde yaşamalısın. Şöyle yüzme havuzlu, bahçeli büyük bir villa al. Arkadaşlarını çağır, gösterişli bir yaşam sür’ dediler. Asla böyle bir havaya girmedim. Gerçi super kazanan bir oyuncu olmadım, ama iyi kazandım. Tutumlu yaşadım. Annemle birlikte bir apartman dairesinde oturdum. Kazandığım paranın bir bölümünü bir kıyıda tuttum. Hollywood’da para tutmak, kazanmaktan daha zor bir iştir. Bir kız arkadaşınla bir gece çıkmak, korkunç paraya oturur. Yalnızca bir gece eğlenmek bir servete mal olur. Orson, Hollywood’un en güzel kızları ile çıktı. Rita Hoyward gibi dönemin en ünlü güzel yıldızı ile evlendi. Geniş bir arkadaş çevresi oldu. Bu yaşam bir değil, birkaç servetle zor karşılanır. Bir iki filmin kazancı ile böyle bir yaşamı süremezsiniz.”

“Film yapımında en zor olan şey nedir? Yapımcı bulmak mı, yoksa yönetmen bulmak mı?”

“En zor şey yazılan senaryoyu okutmaktır bir bakıma. Ne ölçüde çarpıcı senaryo yazarsanız yazın, önemli değildir. Yapımcının önüne yığınla senaryo gelir. Yapımcının bunları okumaya ne zamanı ne de sabrı vardır. Yapımcı önündeki dosyaları, konularına bakıp bir süzgeçten geçirir. Diyelim olay Avusturya’da geçiyor. Avustuya ile ilgili, atar çöpe. Çin’de geçiyor, Çin yaşamını anlatıyor, atar çöpe. Ama önündeki dosya Çin’de bir Amerikalı’nın macerasını anlatıyor, onu bir

kıyıya kor, bu ilginç olabilir der. Ya da Türkiye’de bir Amerikalı kaçırılmış, onun serüvenini işliyor, yapımcı için ilgiçtir bu. Salt bir ülkeyi ilgilendiren konular yapımcıya güven vermez. Türkiye üzerine yapılmış Hollywood filmlerini düşünelim. Sözgelimi Çiçero’yu anlatan film Türkiye’de başlıyordu, ama içinde batılı bir casus vardı. Bir de Raoul Walsh’un yönetmenliğni yaptığı bir film var. Olay Türkiye’de geçiyordu. Çok güzel bir casusluk öyküsüydü. Peter Lore ve George Raftla birlikte başrolü oynuyordum. Bu film de başarılı oldu, ama sonuçta Türkiye’deki bir Amerikalı’nın öyküsüydü. Ya da ticari bakımdan çok başarılı olan Topkapı filmine bakalım: Kahramanları kimlerdi? Bir İngiliz, bir Yunan, bir Türk, olay Türkiye’de geçiyor. Filmin olağanüstü başarısının arkasında çok ulustan kişilerin bulunması yatıyor. Yerel konular, dünya film piyasasını ilgilendirmez.

“Seksen yaşındasınız, isteyip de oynamadığınız bir rol oldu mu? Yıllar sonra geri baktığınızda yaşamınızda hiç sonradan pişman olduğunuz, ‘keşke şöyle yapsaydım’ dediğiniz bir kararınız var mı?”

“Genelde yok. Bana verilen her rolü oynadım. Universal’in sözleşmeli oyuncusuydum. Güzel para kazanıyordum. Benim için seçilen rolleri sormazdım bile. Hemen hep bebek yüzlü temiz oğlan rolleriydi bunlar. Yalnız askerlik dönüşü bana bir rol önerildi. Bir filmde kötü adam rolü üstlenmem isteniyordu. Bana uygun düşmez diye geri çevirdim bu öneriyi. Oysa benim geri çevirdiğim rolü oynayan oyuncu o rolü ile ödül kazandı. Benim için de bir başlangıç olabilirdi o rol. Romantik genç tipinden sıyrılıp bir karekter çizebilirdim. Tek pişmanlık duyduğum olay bu.’

“Mc Cartizm dönemini yaşadınız. O dönem üzerine neler söylersiniz?”

“Kırklı yılların sonlarına doğru başladı bu olay. Politikayla hiçbir dönemde ilgilenmediğim için beni etkilemedi. Ama çok korkunç bir dönemdi. Bir dizi güzel insan yok yere kovuşturmaya uğradı. Oysa bu sanatçılar güzel şeyler üretmek istemişlerdi yalnızca. 2. Dünya savaşında Sovyetler Birliği Amerika’nın müttefikiydi. Ortada düşman olmak için bir neden yoktu. Bu nedenle sanatçılar Sovyetler Birliği’ne sıcak bakıyorlardı. Filmlerde toplumcu bakış geniş izleyici topluyordu. Mc Cartizm’in hışmına uğrayanlar böyle bir ortamda iyi şeyler üretmek isteyen masum sanatçılar oldu. Tüm yaşamları zehir oldu. Bir İngiliz oyuncu vardı. Son derece beyefendi, kibar bir insandı. Bir gün bana ‘Turhan, neden bizim kulübe gelmiyorsun?’ dedi. Kulüp diye Komunist Partiden söz ediyordu. ‘Aman ben, politikadan anlamam, bu gibi konularla ilgilenmiyorum’ diye karşılık verdim. Kısa süre sonra Mc Carti çılgınlığı başladı. Toplumsal bir histeri yaşanıyordu. Amerikan toplumu doludizgi komunist avına çıktı. En küçük ilişki, en küçük bir yakınlık bir sanatçının yaşamını karartmaya yetiyordu. Avusturyalı nefis bir oyuncı vardı: Paul Henreid. Kim olduğunu biliyor musunuz? Kazablanka filminde İngrid Bergman’ın kocası ‘Lazlo’yu oynayan oyuncu. Paul Henreid’ı bir gün bir arkadaşı bir gösteriye sürüklemiş. Bu olay Henreid’ın tüm kariyerinin bitmesine neden oldu. Paul, kara listeye alındı. Bir daha hiçbir filmde rol verilmedi. Oysa çok yakışıklı, nefis bir oyuncuydu. Bunun gibi yüzlerce örnek yaşandı. Lillian Helman, Dashiel Hammett ve öbürleri… Yargılamalar, tutuklamalar birbirini izledi. Herkes birbirini ihbara zorlanıyordu. Toplumsal filmler yapan, ya da yapmayı düşünenlerin tümü cadı kazanına sürüklendi. Oysa Amerika’nın sosyalizmden korkmasına hiç gerek yoktu. Sonuçta Komunizm 20. yüzyılın en büyük iflasıdır. Her defasında iflasla sonuçlandı. Fransa’da Napolyon devrimi gibi.”

“Anılarınızı yazmayı düşündünüz mü?”

“Anı yazmak bana göre değil. Ben fotoğrafçıyım, görüntü benim tutkum. Arkadaşım Roddy Mc Dowell, 5 cilt kitap yazdı. Kendisine hayran oldum. Roddy büyük bir oyuncu, ayrıca kamera kullandı. Oyunculuk sanatı üzerine beş ciltlik bu dev eseri yazdı. Ama benim için böyle şey ile bir uğraşamam. Artık Grinzing’deki evimde güvercinlerimle eğlenip dinleniyorum.”

“Sevgili Turhan Bey, bu söyleşi beni çok mutlu etti, çok şey öğrendim sizden. Söyleşimizin Türk okurunda da ilgi uyandıracağına inanıyorum. Teşekkür ediyorum bana zaman ayırdığınız için. Bir başka kez buluşmak dileğiyle, Allaha ısmarladık!”

Prof.Dr.M.Fuat BOZKURT

Konuk Yazar tarafından yazıldı

Başa Dön