TÜRK KÖKENLİ HOLLYWOOD YILDIZI TURHAN BEY İLE BİR SÖYLEŞİ-2

Konuk Yazar

sgmyazilim-ask

“Lana Turner ile aşk yaşamışsınız.”

“Lana 24 yaşındaydı ve Amerika’nın sex sembolü sayılıyordu. Evlenmeyi düşündük. Lana bir gazeteciye “Turhan yaşamımın en büyük aşkı. Yakında evleniyoruz” diye açıklamada bulunmuştu. Ama olmadı. Birlikteliğimiz bir-bir buçuk yıl sürdü. Evlenmekten vezgeçtim. Evlilik bana göre birşey değil. Çok sayıda çok güzel kızla arkadaşlığım oldu. Ama her ilişki bir süre sonra bir alışkanlığa dönüşüyor. “Allaha ısmarladık” deyip ayrılmak gerekiyor. Ben hep böyle yaptım. Birilikte olduğum kadınlar da aynı kurala uydum. İlişkilerimde ne acı çektim, ne de kimseye acı çektirdim.

[Turhan Bey, Lana Turner ile evlilik sorununu böyle açıkladı. Turhan Bey ile yaptığım bu söyleşinin ardından Ankara’da konuştuğum, olayın canlı tanığı bir Türk, şöyle anlattı:

“Turhan’la Lana evlenmeye karar vermişlerdi ve nikah günü belirlenmişti. Turhan’ın evinde oturuyorduk. Lana içeri girip üzerindeki kürkü salonun ortasına atıp oturdu. ‘Turhan, evlilikten sonra annen ne olacak?’ diye sordu. Turhan Bey kalkıp annesinin yanına oturdu. Sağ kolu ile annesin kavradı. Sol kolunu açıp Lana’ya seslendi: ‘Bak Lana, sol kolum ve kalbim sana açık. Sağımda annem; solumda ve kalbimde sen olacaksın’ dedi. Lana ‘yani annenle birlikte mi kalacağız’ diye sordu. Turhan Bey ‘Evet Lana bir sakıncası mı var?’ diye karşılık verdi. Bu yanıt üzerine Lana Turner, salonun ortasına attığı kürkünü alıp çıktı. Evlilik düşü böyle kapandı.]

“Kaç yıl oyunculuk yaptınız?”

“Aralıksız dokuz, dokuz buçuk yıl. 1939-1949 yılları arasında Hollywood’da yaşadım. 1949’da Avusturya’ya döndüm. Daha sonra belli roller için ara ara Hollywood’a çağrıldım.”

“Neden ayrıldınız Hollywood’dan?”

“Avusturya’da biraz malımız vardı. Fabrikalar, sinemalar, işyerleri, işletmeler. Bunlara sahip çıkmam gerekiyordu. Nazi döneminde bu işyerleri temsilcilerin elindeydi. Savaştan sonra bu

malvarlığına sahip çıkmam gerekiyordu. Ayrıca oyunculuğumu etkileyen bir neden ortaya çıktı. Saçım döküldü. Filmlerde peruk kullanmam istenidi. Ben ise bunu hiç sevmedim.

“Hangi filmlerde oynadınız?”

“Kırka yakın filmde rol aldım. Binbir Gece Masalları (Arabian Nights)’ında Cesar Romeroy’la oynadım. Ardından Sabu ve Maria Montez’le Beyaz Vahşi (White Savage) filmini çevirdik. Sonra Kasbad Prensesi ve öbürleri geldi.

“Ünlü olmak nasıl bir duygu?”

“Biliyor musunuz, ünlü olmanın en güzel yanı şu: ‘Ben bir işe yarıyorum. Bana ihtiyaç oluyor’ diye bir duygu oluşuyor kişide. Ben de Hollywood’da bir işe yaradım. Bana gereksinim doğdu. Yakışıklı bir yıldız, kötü sayılmayacak bir oyuncuydum. İşyapar filmlerde oynadım. Sors saçım döküldü. Peruk takmam gerekince yapımcılar, benim oynadığım roller için başkalarını düşünmeye başladılar. Tony Curtis Universal’in sözleşmeli oyuıncusu oldu. Benim oynadığım rolleri üstlendi. Ayrıca onun bir üstün yanı daha vardı: Sarışındı. Daha başka roller de verildi kendisine. Sonra İsviçreli bir oyuncu aynı rolleri oynamaya başladı. Ben yaşlarda, çok yakışıklı bir oyuncuydu. Harika bir insandı, şu yakınlarda öldü.”

“On yıl oyunculuk yaşamından sonra da filmler çevirdiniz.”

“On yıl oyunculuk yaptıktan sonra Avusturya’ya döndüm. 1952’de yeni bir film için Hollywood’a çağrıldım. Bundan sonra 40 yıl Hollywood’a gitmedim. Kısa süre önce Liza Minelli ile evlenen sevgili dostum David Gest, 1989’da “Dünün Yıldızları” adlı bir show düzenlemişti. Dünyanın dört bucağında yaşayan Hollywood’un eski ünlülerini bir araya getiren bir gösteri idi bu. Gösteriye beni de çağırdı. Almanya’dan Horst Bucholz geldi. İtalya ve Fransa’dan bir dizi eski ünlü oyuncu katıldı. Bu gösteri için Hollywood’un yolunu tuttum. Büyük bir törenle karşılandım. Yıllar sonra böyle anımsanacağım aklımın ucundan geçmezdi. Biz eskinin ünlüleri topluca bir masada oturup törende izleyicileri selamladık. Üç yıl bu ödül töreni yapıldı, sonra yapılmadı.

“Bu olaydan sonra yine kimi filmlerde oynadınız.”

Evet, bir televizyon dizisi için istek geldi. Roy Schneider ile birlikte Stephan- Spielberg’in yapımını üstlendiği Seaquest filmini çevirdim.

“Spielberg ile çalıştınız mı?”

“Hayır, kendisi hiç bulunmadı. Filmin yapımevi onun yalnızca. Televizyon için çekilen bir diziydi bu film. Her tarakta bezi olan harika bir yaratıcı Spielberg. Televizyon, sinema, radyo ve sahne.. Çok kibar ve beyefendi olduğu söyleniyor. Seaquest gibi küçük yapımlarla kendisi uğraşmıyor. Bu dizide Roy Schneider çok başarılı bir oyun sergiledi. Sonra, şu sıralarda Avusturya televizyonunda gösterilen, Angela Lansbury’nin baş rolü oynadığı “Onun Hobisi Cinayet” dizisinin birçok bölümünde oynadım. Bir de yapımını üstlendiğim Babylon 5 adlı film var. 1994’te çektim.”

“Şu anda Hollywood’da bir konu sıkıntısı mı var? Zorro, Anna Karenina, gibi defalarca çevrilen filmler yeniden çevriliyor. Öte yandan Xena, Himen gibi diziler yapılıyor. Neden kaynaklanıyor bu?”

“Hayır konu sıkıntısından kaynaklanmıyor bu. Hollywood her zaman -daha iyisini yapma savı ile eski filmleri yeniden çevirdi. Ama hiç başarılı olamadı. İyi bir sanat ürününün daha iyisi yapılamaz çünkü. Adı duyulmuş ünlü konulara el atma Hollywood’un kazanç kaygısı ile sık başvurduğu yöntemdir. Şimdilerde de bu yapılıyor. Titanik gibi adı belli bir konu ele alınıyor. Milyonlarca dolar para yatırılıyor. Tanıtım için büyük para ayrılıyor ve sonuçta % 90-95 başarı yakalanıyor. Öyle ki bu pahalı yapımlar iki-üç haftada tüm gideri geri topluyor. Bizim dönemde durum böyle değildi. Benim oynadığım, dönemin pahalı yapımları ilk haftalarda başarısızlığa uğradı. Şimdi yapımcılar böyle rizikolara girmiyorlar. Önce piyasa araştırması yapıyorlar. İzleyicinin ne istediğini belirliyorlar. Ardından senaryo yazarından bu doğrultuda öykü istiyorlar. Yapımcı seyircinin zevkini filmi yapmadan önce biliyor. Sinema seyircisi 16-30 yaşları arasında genç insanlar. Kendi zevkinizi onların zevki ile karıştırmayın. Xena gibi maço bir kadın tipini genç seyirci severek izliyor. Bu tür konular size saçma gelebilir ama, izleyici buluyor. Yapımcı kazancını düşünür, yapımcının sanat filmi yapmak gibi bir lüksü bulunmaz.

“Hollywood’da neden Türk ünlüleri üzerine film yapılmıyor? Sözgelimi Enver Paşa’nın yaşamı nefis bir film konusu. Biliyorsunuz ben senaryoyu yazdım.

“Yapımcı adı duyulmuş ünlünün yaşamını film yapar. Enver Paşa sizin için benim için ünlü. Amerikada kaç kişi bilir Enver Paşa’nın adını? Enver Paşa dünyada Gandi ölçüsünde ünlü değil ki… Seçilen konunun seyircinin belleğinde az çok soru işareti uyandırmış olmasının büyük etkisi var. Adı belli tarihsel kişiler ilgi çekicidir Hollywood için. Bir Cleopatra’yı, bir Jul Sezar’ı dünya biliyor. Bu gibi adı duyulmuş konular defalarca çevrildi, yine çevrilebilir. Hollywood için Türk tarihinden kim ilginç olabilir? Sözgelimi Timur ilginç olabilir. Adı duyulmuş bir kişi Timur. Nitekim, benim bir arkadaşım Timur’un yaşamını çevirmek istedi. Ama yeterli parayı bir araya getiremedi. Öte yandan çok sayıda Cengiz Han filmi yapıldı. Son olarak İsveçli bir yapımcı Cengiz Han konusunu yeniden işledi. Cengiz Han’ın ruhu ile Stalin arasında bağlantı kurdu. Nazi zulmü defalarca işlendi yine işleniyor, seyirci buluyor. Çünkü Yahudi kıyımı bir anlamda tüm insanlığın dramıdır. O kıyımda herkes kendisinden bir parça buluyor. Ama Avrupa’da sıkışan öbür konulara bir bakalım. Sözgelimi Sisi filmi Avrupa’da başarı kazandı, büyük ilgi uyandırdı. Ama bir arkadaşım onu Amerika’ya satmak istedi, alıcı bulamadı. Mayerlig Faciası’sı ise iki uyumsuz insanın dramını ele aldığı için başarılı oldu. Yoksa öykünün yaşanmış olmasından, ya da konunun duyulmuş olmasından değil. Size şunu söyleyeyim: Tümüyle tarihe bağlı olan bir film de başarılı olamaz. Sanat yaşamın kopyası değildir çünkü.

Film dünyası Amerika’da dönüyor. Fransızlar, İngilizler dört dörtlük filmler yapıyorlar.

Bunların başarısı bile Amerika’da sınırlı oluyor. Hollywood Fransız filmlerinin konularını alıp yeniden işliyor bu yüzden. Amerikan seyircisi kendisini içinde bulmadığı konulara ilgi duymuyor. Sözgelimi Arnold Schwarzenneger Avusturya kökenli bir oyuncu. Avusturya konularını işlese, Avusturya filmleri yapsa kimse tanımazdı onu. Yüzde yüz Amerikan filmleri yapıyor. Amerika’nın güçlü maço tipini canlandırıyor. Amerika’nın bir parçası artık o. Başlangıçta oyunculuk gücü iyi değildi, ama onu da geliştirdi. Böylece başarılı oldu. Tıpkı Billy Wilder gibi. Wilder da Amerika’nın bir parçasıydı.

“Billy Wilder’la tanıştınız mı?”

“Hayır tanışmadım. Yollarımız hiç kesişmedi. Ayrı dünyaların sanatçılarıyız. Billy Wilder nerede, Ali Baba ve Kırk Haramiler nerede? Ali Baba ve Kırk Haramiler çok iyi para getirdi. Billy Wilder, benim filmlerimi izlememiştir bile. Fred Zinneman’la da öyle. Benim en yakın arkadaşlarımdan biri Otto Preminger’di. Yönetmen olarak Raoul Walsh’ı pek beğenirdim. Tek gözlü yönetmen. Çok rahat çalışırdı. Onunla film yaptığım için çok mutluyum. Bugün filmlerini seyrettiğimde, sanki dün çevrilmiş gibi gelir. Bir dakikalık yineleme, bir anlık boşluk bulunmaz. Zorunlu olunca oyuncuya müdahale ederdi

“Atatürk’ün yaşamı neden ele alınmadı? Son olarak bu yakınlarda Türkiye Hollywood’da Atatürk’ün filmi yaptırmak istedi. Ermenilerin filmin yapımına engel olduğu söylendi. Bu gerçek olabilir mi? Hollywood’da güçlü bir Ermeni lobisi var mı?”

SÖYLEŞİ DEVAM EDECEK…

Prof.Dr.M.Fuat BOZKURT

Konuk Yazar tarafından yazıldı

Başa Dön