ETKİLİ İLETİŞİM

Levent Şahin

 

ETKİLİ İLETİŞİM

Levent ŞAHİN

MAYIS 2015

ANTALYA/TÜRKİYE

 

ETKİLİ İLETİŞİM

Günümüzde iletişim sözcüğünün geçmediği ne bir yer ne de bir mecra bulabilirsiniz. Öylesine hayatımıza girmiş ve bu öylesine içselleşmiş bir hal almış durumdaki zaman zaman bu nedenle hem kavram karmaşasına hem de çeşitli anlam kaymalarına yol açmaktadır. Sanıyorum hiçbir yüzyılda bu sözcük bu denli önemli olmamış ve yoğun bir şekilde kullanılmamıştı.

Kısaca ifade etmemiz gerekirse karşımızdaki kişi ya da kişilerin farkına varmaktan tutun da, selamlaşmaya, hitap etmeye, tanışma, dinleme, konuşma, yazışma ve hatta telefonla iletişime kadar her şey bir iletişimdir. Aslında insanının olduğu her nokta ve her anı bir iletişim aktivitesini içermektedir. Kimimizi bunun bilinçli olarak farkındaysak kimimiz de tüm bunlardan bihaberiz gibi görünüyor.

Akademik olarak bir tanımlama yapmamız gerekirse iletişim için bir göndericinin belirli bir kodlama ile yaptığı ve istediği kanalı seçtiği, karşıdaki kişinin ise bu gönderilen mesajı alıp çözümlemeye çalıştığı ve bunu da bir alıcının aldığı işleyişe iletişim adını vermekteyiz. Lakin; ifade etmek gerekirse iş bu kadar kolay ve net gerçekleşmiyor. Çünkü; iletişimi etkileyen engeller, algılama hataları ve kabulleri, kişilik farklılıkları, yaşanmışlık, bireyin hazır bulunup bulunmaması gibi pek çok etmen sürece etki etmektedir. İşte biz buna iletişim engelleri adını vermekteyiz. Zaten iş ve özel yaşamda iletişim kuramama ya da çeşitli iletişim kazalarının oluşmasının sebebi işte süreç içerisindeki bu birden fazla parametrenin yer alıyor olmasıdır. Kaldı ki, herkesin bu süreçleri bilmediğini ve bazılarının da yanlış bir biçim ve şekilde öğrendiğini varsayarsak; hele hele yaşam içerisinde sadece dört farklı kişiliğin yer almakta olup milyarlarca insanının algısının da yer aldığını kabul ettiğinizde gelin de şimdi sağlıklı bir iletişim içerisinde yer alın. Bu çok zor gibi.

İletişim süreci içerisinde genel olarak herkesin bildiği bir yanlış bu süreçte bireyin daha çok benlik ve egosu nedeniyle kendisine odaklanması. Oysa biz şunu çok iyi biliyoruz ki, iletişimin anlamı gönderen kadar alanda da gizlidir. Çünkü Hz. Mevlana’nın da Mesnevisinde ifade ettiği gibi: Siz ne söylerseniz söyleyin, söylediklerinizi sadece ve sadece karşıdakinin anlayacağı kadardır. Aslında burada ifade edilen karşınızdaki kişinin algılama süreçlerinin bir neticesi olarak tecelli edecek

olmasıdır. İşte bu nedenle aynı olaya birisi kızarken diğeri gülebilmektedir; birisi doğru olarak bulurken öbür diğeri ise yanlış olarak ele almaktadır. O halde şunu söylemekle pek de hata yapmış olmayız: Sağlıklı ve doğru bir iletişim için hem kişi kendini bilmek kadar arif olmalı hem de karşıdaki diğerini tanıyabilmeli. İşte bu formül iletişimim aslında çift yönlü bir işleyiş olduğunun en önemli kanıtı olarak çıkmaktadır karşımıza.

Geldiğimiz bu noktada şöyle bir soru sorarak konumuza kaldığımız yerden devam edebiliriz. İletişimde bir oran verecek olsak en yükse oranı sözcüklere mi, sesin özelliklerine mi yoksa sözel olmayan ifadelere mi vermemiz yerinde olur?

Bu soruya yanıtı UCLA Ünv. Profesörlerinden 1971 yılında Albert Mehrebian yapmış olduğu bir dizi bilimsel çalışmayla yanıt vermiştir. Bu çalışmaya göre sözcükler sadece yüzde 7 oranında iletişimde bir etki yaparken, sesin özellikleri yüzde 38 olarak değer bulmakta ve sözel olmayan özellikler ise en büyük değeri yüzde 55 ile belirlemiş durumdadır. Gördüğünüz gibi çoğumuzun beden dili diye bildiği sözsüz iletişim belirleyici bir durumdadır. Şunu çok iyi biliyoruz ki, sözel iletişim bilgiyi iletirken sözsüz iletişim ise tavırları iletmekte görev almaktadır. Demek oluyor ki, bireyler bu çalışmaya göre sözcüklerden ziyade tavırlara daha çok ehemmiyet vermektedirler. Bu çalışmanın yılına bakıp o günden bu güne çok şeylerin değişmiş olabileceğini düşünmek hiç de yanlış olmaz. Ancak bu oranın bu satırların yazarına göre sadece birkaç puanlık bir değişimden ibaret olduğunu söylemek isteriz. İnternet ve sosyal medyadan dolayı belki daha fazla sözel iletişime ihtiyaç duyuyoruz. O halde sözcüklerin etkisini biraz artırmakta ve belki yüzde on gibi rakamlara eriştirmekte yarar var. Ancak bu hala sözel olmayan ve tavırların iletildiği duygu ve düşüncelerin etkili olmadığı anlamına gelmemektedir.

Kısaca ifade etmek gerekirse iletişim sırasında; Gülümseme,
Giyim,
Fiziksel düşünme,

Olumlu düşünme, son derece önemlidir. Ve iletişim gücünüzü etkiler.

Yine iletişim ile ilgili bir şey daha söylememiz gerekirse günümüz iletişim şeklinde ihtiras ve hırslarımızın bir etkisi sonucu olsa gerek nedense daha çok yargılayıcı ve eleştirel bir yol izlemekteyiz. Bu toplumsal yaşamda, gerek iş gerekse özel yaşamımızda son derece belirleyici ve daraltıcı bir etki yapmaktadır. Şu halde bu durum tersine çevirmek için yargılayıcı ve eleştirel olmaktan çıkıp, aydınlatıcı ve rol modeli olmaktayız.

Günün sonunda iletişim ile ilgili düşüncelerimize tarihsel süreçte yer alan çok dramatik bir olayı ele alarak devam etmekte yarar görmekteyim.

iletişim dendiğinde kısaca bir fikri bir kişiden diğerine ulaştırmak olarak da tanımlayabiliriz. Evet, tanım bu kadar basit, sade ve öz. Peki, iletişimin kendisi de böyle mi? Gelin isterseniz bu sorunun yanıtını aşağıdaki tarihi gerçekliği okuduktan sonra yanıtlayın.

Bildiğiniz gibi Kanuni Sultan Süleyman (Muhteşem Süleyman- batılıların ifadesiyle), 1529’da Viyana’yı ilk kez kuşatır, ancak kışın erken bastırması nedeniyle Viyana yakayı kurtarır. Aradan 150 yıl geçer ve Vezir Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Edirne’den 400 top ve 200 bin kişilik bir orduyla Viyana üzerine yürür. Belgrad’da Kırım Hanı, Eflak-Boğdan Voyvodaları, Orta Macaristan Kralı, Erdel Beyi ve Budin Beylerbeyi askerlerinin de katılımıyla Osmanlı Ordusu 350 bin kişilik muazzam bir büyüklüğe erişir. Yolda çeşitli kaleler fetih edilir. Leitha ırmağı önlerinde 25 bin kişilik Avusturya ordusu yenilgiye uğratılır.

Bu arada Papa da boş durmamış ve Avrupa Hıristiyanlığını Türk tehlikesine karşı harekete geçirmeyi başarmıştır. Lehistan Kralı Sobieski, Osmanlı ile yaptığı barış antlaşmasını bozmuş ve 100 bin kişilik bir Haçlı ordusuna komuta etmeye başlamıştır.

Mustafa Paşa ise 41 gün süren kuşatmanın son derece değerli ilk yirmi gününü teslim konuşmaları ile geçirerek boşuna zaman yitirmiştir.

Öte yandan, Lehistan Kralı Sobieski komutasında büyük bir Haçlı ordusu hızla Viyana’ya yaklaşmaktadır. Kara Mustafa Paşa, Kırım Hanı ve askerlerini düşman kuvvetlerinin Tuna üzerindeki taş köprüden geçmesini engellemekle görevlendirir. Ancak Kırım Hanı kırgındır! Çünkü Belgrad’daki savaş meclisinde paşa kendisini azarlamış ve hatta bilgisizlikle suçlamıştır! İşte bu nedenle, bir tepe üstüne çekilen Kırım Hanı Haçlı ordusu Tuna üzerinden geçerken onları uzun uzun seyretmekle yetinir!

Ertesi gün iki ordu arasında başlayan Alman Dağı Savaşı’nın daha başlangıcında Budin Beylerbeyi 40 bin kişilik ordusuyla savaş alanından kaçar. Onun gerekçesi de Kırım Hanının gerekçesine benzerdir. Mustafa Paşa savaş meclisinde herkesin önünde kendisini aşağılamıştır.

Kara Mustafa Paşa’nın yanında yalnızca dokuz, on bin kişilik bir kuvvet kalır ve Osmanlı ordusu 1683’ün 12 Eylül günü tüm ağırlıklarını bırakarak çekilmek zorunda kalır. Merzifonlunun sonunun ise ne olduğu hepinizce malumdur! İdam edilir.

Şimdi yanıtınızın iletişimin gerçekte ne kadar önemli ve bir o kadar da zor olduğunu duyar gibiyim. Savaş ile ilgili olarak teknik, taktik ve bir sürü eksiklik üzerinde durulabilir. Gelin bunu tarihçilerimize bırakalım. Bunlar doğrudur da ancak iletişim konusunun hepsinin ötesine geçtiğini düşünüyor ve o nedenle bu vakayı size bu açıdan değerlendirmeniz için sunuyorum.

Sonuç olarak söylemek gerekirse iletişim herkese her zaman lazım. İNSAN VEZİR DE OLSA İLETİŞİMİ BİLMEK ZORUNDADIR.

Sevgiyle kalın…

YAMACEGİTİM Eğitim, Bireysel Gelişim ve Danışmanlık www.yamacegitim.com
info@yamacegitim.com
GSM: 0505 391 47 39

“Hayat Bir Sunumdur”.

Antalya/TÜRKİYE

Levent Şahin tarafından yazıldı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa Dön